TESETTÜR FACİASI / ÖZÜR…

30 01 2007

ertugrul-ozkok.jpgHürriyet yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök’ten “testis” olayına -birazgecikmeli de olsa- beklenen özür geldi: “…Olayı hemen “Tesettür Faciası” olarak sunmak da açıkça önyargılı bir davranış olmuş…”

 

 

Ertuğrul Özkök / Hürriyet

Özür ve teşekkür

…Biri, olmayan bir olayı rapor haline getirmiş.

Yani, iki kadın görevliye açıkça iftira etmiş.

Başhekim ve yardımcısı, bu kadar vahim bir rapor hakkında bir ay boyunca hiçbir işlem yapmamış. Ayrıca genç çocuk, gerekli tıbbi müdahaleler zamanında yapılmadığı için testisini kaybetmiş.

Müfettişler, doktorlar hakkında ceza istiyor. Yani ortada büyük haber olacak ağır bir tıbbi hata var.

* * *

Peki bu sonuç bizim hatamızı örter mi? Hafifletse de örtmez. Daha dikkatli davranmamız, sadece rapora güvenmeyip araştırmamız gerekirdi. O bakımdan hem muhabirin, hem de yazı işleri olarak bizim kusurumuz var.

Ayrıca olayı hemen “Tesettür Faciası” olarak sunmak da açıkça önyargılı bir davranış olmuş.
Bütün bunlar için, haberi yapan arkadaşımızı uyarıyoruz.
Yazı işleri olarak biz de gereken dersi çıkarıyoruz.
Son bir nokta.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a ve müfettişlere de bu titiz çalışmaları için teşekkür ediyorum.

————————————————————————————————————-

Sayın Ertuğrul Özkök,

Bir balığa sadece “balık” gözüyle bakarsanız onun -hamsi mi, lüfer mi yada japon balığı mı” olduğunu göremezsiniz tabiki! Yada görmek istemezsiniz… Sizin için önemli olan onun balık olmasıdır çünkü. Büyük bir hata yapıp toplumu “tesettür” karşısında kışkırtıyorsunuz arkasından da “istemeyerek” özür diliyorsunuz! Ayrıca özür dilerken bile “tesettür ve facia” kelimelerini bir araya getirerek ‘kelime oyunlarıyla’ mesajınızı vermeye devam ediyorsunuz… YEMEDİK KUSURA BAKMAYIN! Önyargılarınızdan sıyrılarak haber yaptığınız gün “Türkiye’nin Sesi” olabilirsiniz ancak.

Saygılar…





BİLO VE VASIFSIZ MEDYA… (18+)

29 01 2007

bulent-ersoy2.JPG

    Bu günlerde bir televizyon kanalında “ölerek, gebererek” izlediğimiz ‘kim güzel çığırıyor’ yarışması tekrardan başladı… Benim bu yarışmayla bir derdim yok beğenmiyorsam elimde kumandam var basıyorum değiştiriyorum…

    Benim derdim bu yarışmadaki çok muhterem, pek saygıdeğer, yüceler yücesi JÜRİ ÜYESİ transeksüel insan ve (televizyon dediğin bir b..ktur çıkıp içine s..çmayan yoktur) vecizesini söyleten medya topluluğuyla. Bu topluluk (medya) bize yıllardır bir transeksüeli (transeksüel: erkek olarak dünyaya gelmiş, sonradan cerrahi müdahale ile vücudunu kadın vücuduna benzeten canlı türü) hep en büyük, saygıdeğer, yüce ve hatta hatta İslam Dini’ni çok hissiyatlı yaşayan mükemmel bir insan olarak tanıttı, dayattı ve halen devam ediyor…

    Bu transeksüel insan bizim bu “sapık sevgimiz” yüzünden ‘parmağımda boeing taşıyorum’ diyerek geziyor ortalarda. Dikkat ediyorum televizyonda bir diyalog sırasında sözünün kesilmesi bile manşet olabiliyor!!!

    Bilo’yu (Bilo, Bülent ismi olan erkeklerde kısa ad olarak kullanılır) çocuklarımıza ‘ister-istemez’ örnek göstermekten ne zaman vazgeçecek bu medya gruhu? Çocuklarımızı da bir kenara koyalım bizler nasıl bir milletin evlatlarıyız ki bu insanlara gugurla(!) alkış tutabiliyoruz. Şimdi aranızda “kişiliği beni ilgilendirmez kardeşim sanatı güzel, sesi güzel” diyenler çıkacaktır elbet. Onlara Türk Sanat Müziği‘nden kaç isim tanıdıklarını sorarım o halde ben, Ahmet KAYA’nında sesi güzeldi onu neden dışladınız derim, Sibel KEKİLLİ’de çevirdiği filmle sanat ödülleri(ne demekse)ne layık görüldü ona neden yan gözle bakıyorsunuz derim… Yani demogoji yapma kardeşim, kes traşı derim.

    Hatta dahada ileri götürürsek çocuklarınız büyüdüğünde “baba ben erkek olmak istemiyorum, zaten erkeklik zor bu hayatta, kestircemmmm ben babaaa!” diyerek rahat rahat karşınıza çıkabilme ihtimali bile olabilir… :)

    İşin şakası bir yana, bir Türk insanına hatta Türklüğü bırakalım bir insana yakışan davranışları sergilemenizi tüm gönlümle rica ediyorum sizlerden. Bilo gibi insanlara prim vermeyelim bu insanları NORMAL olarak algılamayalım, algılatmayalım!!!
Saygılar…





TÜRBANA EVET KAMPANYASI!

21 01 2007

turban1.JPG

Sevgili dostlarım, başlığa baktığınızda aklınızdan geçenleri az çok tahmin edebiliyorum… Bu konu hakkında uzun süre yazmadım sabrettin bekledim birileri hatalarını gördü özür diledi sandım! Evet konunun takipçisi olanlar bilirler bir blog (atatürkçü düşünce) “Türbana Hayır” adı altında bir kampanya başlatmıştı. Bu kampanyaya göre “türban takanlar her yerde dışlanacak, çok yakın akrabağlarımız hatta anamız, ninemiz olsa dahi görüşülmeyecek, esnafsak camlarımıza -sıkma başlar giremez, böcekler, türbanlılar giremez- yazacağız, gerekirse fiziksel şiddet göstereceğiz” vs.. gibi maddelerle sıralanmış bir yol izlenilmesini istiyorlardı. Çok büyük bir tepki gördüler tabiki. Bu yazıyı yazan gerizekalı insanın çalıştığı yerle bile sorunları oldu ve başlığa (ÖZÜR DİLERİZ) diye ek yaparak yaptıklarının yanlış olduğunu anladıklarını vs. söylediler.

Tamam dedim ben, yaptıkları hatayı anladılar galiba düzelttiler geçte olsa… Ama durumun öyle olmadığını gördüm bu gün. Bu sitenin yazarlarından birisi konunun geçtiği sayfayı başka bir sayfaya yönlendirerek “haklı davalarına” devam ettiğini anlatmış kasıtlı yollardan…

Peki şimdi bizde desek ki ;

1-) Türban giymeyenlerle karşılaşıldığında gözlerinin içine aşağılayıcı bir tavırla bakılacak, tenha bir ortamda karşılaşılırsa -yelloz, şıllık, teşhirci- gibi ağar hakaretler küfürler edilecek

2-) Açık giyinen akrabağlar ile görüşülmeyecek, komşular bile açık olanlardan seçilmeyecek

3-) Alkol satan, içen ve teşvik eden herkese toplumda yer dahi verilmeyecek. Bu işyerleri taşlanacak iş yapmamaları sağlanacak.

vs.. vs.. gibi salak saçma bir sürü madde ile karşı propaganda başlatsak bir yerleriniz soğuyacak dimi?!

Sizin işiniz ne laiklik ne Atatürk’çülük nede millet devlet yararına başka birşey. SİZİN TEK İŞİNİZ VE YAPMAK İSTEDİĞİNİZ BÖLÜCÜLÜK. İnternetin arkasına saklanıp sanal propaganda yapmak sizin işiniz. Yazdığınız yazının altına isminizi bile koyamazsınız siz. Deşifre olmamak için dinamik IP kullanırsınız adsl internet bağlantınızda… Bırakın artık bu internet Cumhuriyetçiliğini. Her şeyden önce eğer o damarlarınızda Türk kanı geziyorsa -yiğitlik- tabirini öğrenin.

Bu ülkenin başı açığıda, kapalısıda, sakallısı-sakalsızıda, içki içeni-içmeyenide yıllardır bir arada yaşadılar. Kurtuluş Savaşı’nda sırt sırta can verdiler. Neden bahsediyorsunuz siz?

Bir diğer gayretinizde Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü dinsiz olarak göstermek kamuoyuna. Bu gayretinizin nedeni bellidir zaten buna söylenecek söz yok. Bu konu hakkında kanıtlarla bir yazı hazırlamıştım. Oraya hiç girmeyeceğim zaten, niyetiniz belli sizin… Ama farzedelimki öyle, dinsiz olduğunu farz edelim yani. Ne olacak ne değişecek Cumhuriyetçilik Atatürkçülük demek değildir. Cumhuriyet bir rejimdir Atatürk’ün keşfettiği tek başına bulduğu bir olay değildir.

Bu insanlara Kemalistliği değil Cumhuriyetçilik ve Laikliğin ne olduğunu öğretmek ve yaşatmak önemlidir. ATATÜRK ölmüştür kendininde dediği gibi ama Cumhuriyet her zaman yaşayacaktır.

Ek : 1-) “Türbana Hayır Kampanyası” bölücülük faaliyetinin sözlükteki hali

2-) Gerizekalının kendi sitesinden afaroz edilişi…

Saygılar…





AMAN DİKKAT !

20 01 2007

hrant-dink.jpg Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in kahpece katledilmesini kemalistler olarak kınıyor, hatta kınamaktan öte bu pisliği yapanların, şereften ve namustan yoksun kahpeler olduklarını düşünüyorum…

Türkiye kendisine inanmış ve son derece faydalı çok büyük bir “fikir adamı”nı yitirdi maalesef. Hrank Dink, Ermeni asıllı ama “sapına kadar Türk” olan büyük bir fikir adamıydı. Hiçbir zaman Ermeni Diasporası’nın söylemlerine katılmadığı gibi en çok onları eleştirmesiyle tanınırdı…

Peki neden hedef seçildi ve katledildi ? Bu soruyu kendimize defalarca, durmaksızın sormamız gerek diye düşünüyorum. Birileri hiç yorulmadan defalarca “bölücülük” düğmesine basıyor. Son 4 senedir bu düğmeden ellerini çekmiyorlar hatta.

İŞE YARAMADI, BÖLEMEDİLER BÖLEMEYECEKLER! Ama son derece uyanık, önyargısız ve açık gözlü olmamız lazım şu dönemlerde… aman dikkat dostlar!

HRANT DİNK’İN AİLESİNE VE TÜM SEVENLERİNE BAŞ SAĞLIĞI DİLİYORUM

Saygılar… 20/01/2007





DARBE ÇIĞIRTKANLIĞI!

17 01 2007

menderes1.jpg

“Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda devletim ve milletime ebedi saadetler dilerim…”

Rahmetli Eski Başbakan Adnan MENDERES’in ölümlü dünyadaki son sözleriydi bunlar…

İmralı’da asılmadan hemen önce “adet gereği” bir arzusu olup olmadığı sorulduğunda, orada hazır bulunan bir İmam ile görüşmek istediğini söylemişti. Ama insafı bulunmayan “darbeciler” kanunda yeri olmadığını söyleyerek izin vermemişlerdi buna. Aslında bu davranış gaddar/eline kan bulaşmış/gözünü kan bürümüş darbecilerin yaptıklarının yanında hiçte şaşılacak birşey değildir elbette.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık günlerinden biri olan 17 Eylül 1961′in sabahında saat onu beş geçe Menderes’le doktorlar arasında geçen diyaloglar, 27 Mayıs Cuntası’nın sadece Masum ve Suçsuz Menderes’e değil MİLLETİMİZE ne denli kin ve nefret duyduğunun çok çarpıcı bir örneğidir!

Ord. Prof. Sedat Tavat “Prostat muayenesi yapmayı unutmuşuz!” diyerek tarihe “zulme ortak olan bir tıp adamı” olarak geçmiş bir isimdir: Odada bulunan “komutan” da Menderes’e “Utanmayın, utanmayın” diye sesleniyor!

Menderes “İstirham ediyorum, yapmayın” diyor; ancak Utanmaz zalimler bir kere karar vermişler devrik başbakanı aşağılamaya, ona sınırsız ıstırap çektirmeye…

Taammüden yapılan Prostat Muayenesi’nden dört buçuk saat sonra asılacaktır Menderes.
Prostat tanısı konsa ne yapılacaktı ki bir düşünün?! Acaba asılmadan 4 saat önce ameliyat mı yapacaklardı hastalığın giderilmesi için! Tabiki hayır. Bu Menderes’e yapılan psikolojik işkencelerden sadece birisiydi…

Sadece psikolojik miydi işkenceler? Avukatının nerde olduğunu sorduğu zaman görevli askerden yememişmiydi tokatı?

Şimdi sizlere sesleniyorum ey memleketin aciz, şahsiyetsiz, onursuz “AYDIN” ları…

Siz bunları mı istiyorsunuz tekrardan, “asker neden görevini yapmıyor” diyerek hayıflanmanız bundan mıdır ? Görevini bilmeyen askerler değilmiydi vatanımızı “karanlık çağ”ın içine sokan? Onlar değil miydi bir ülkenin BAŞBAKANINI ipte sallandıran? Askerimizin görevi bu mudur, yönetim şeklimiz Cumhuriyet değilde “Askeri Dikta” mıdır yoksa?!

Herkes aklını başına almalıdır… Özellikle gençler kendine gelmelidir, silkinmelidir artık.. Solculuk,sağcılık,dincilik,dinsizlik oyanayacak zaman değildir. Zaman, vatanına sahip çıkma zamanıdır, partizanlık zamanı değil! Zaman, üniversitelerin bilim yapıldığı yerlere dönüştürülmesi zamanıdır, baş örtüsü tartışma zamanı değil!

İnancı olmayanın vatanı, vatanı olmayanın inancı, inancı ve vatanı olmayanın insanlığı olmaz.

SAYGILAR… 16/Ocak/2007





YAŞAR KEMAL’İ ŞAMPANYA VURDU!

17 01 2007

Bu Yaşar Kemal Ne Dediğini Biliyor mu ?

385.jpg

Yazar Yaşar Kemal’ın açılışını yaptığı “Türkiye Barışını Arıyor” başlıklı konferansın “Barış Üzerine Siyasi Görüşler” başlıklı oturumunda yüzde 10′luk seçim barajının barışın önündeki en önemli engellerden biri olduğu vurgulandı.

Yazar Yasar Kemal’in ‘Türkiye Barışını Arıyor’ toplantısında dile getirdiği ‘gerillanın adını terörist koyduk’ sözlerine Hukukun Egemenliği Derneği’nden tepki geldi.
-Dernek Başkanı Erdem Akyüz, ‘Aslında bölücünün adını aydın koyduk’ demesi gerekirdi’ diyerek Yaşar Kemal’i eleştirdi.

Erdem Akyüz, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Yaşar Kemal’i Nobel Ödüllü Orhan Pamuk’a benzeterek, ‘Yaşar Kemal’in hakkını yemişler. Zira O’da Pamuk’a benzer sözler söylüyor ama hala Nobel vermediler’ dedi. Akyüz, ‘Bu zatı muhterem, toplantida ‘Gerillanin adını terörist koyduk’ demis. Aslında ‘Bölücünün adını aydın koyduk’ demesi gerekirdi. Türk halkı, kimin ne aradığını iyi biliyor. Arayan bulacaktır’ dedi.
‘TÜRKIYE BARISINI ARIYOR ISE BU AYDINLAR NE ARIYOR’
Erdem Akyüz, iki gündür Ankara’da yapılan toplantı için ‘Bir takım vasıflari ile tanınan, bir kısım aydınlar lüsk otel lobilerinde kaybettikleri barışı arıyorlar’ tanımlaması yaparak, sözlerini şöyle sürdürdü:
‘Güneydoguda, Mehmetçik -30 derecede sınır beklerken, bu kişiler Ankara’da sıcak otel salonlarında, Mehmetçiğin adını hiç ağızlarına almıyorlar. Mehmetçik sınırda bir bardak sıcak çay ararken; bunlar salonda barış, lobide viski arıyorlar. Irak sınırında 240 bin asker konuşlanırken,otel lobisinde konuşlanan 60-70 kisi, Türk Silahlı Kuvvetlerinin savunma hareketlerini hiç nazara almıyor.’(ANKA)
(HM/LTF)
14.1.2007

“Türkiye Barışını Arıyor” konferansının açıklamasında, “Siyasal”, “ekonomik”, “sosyal ve kültürel”, “medya ve toplumsal iletişim” başlıklarıyla özetle şu görüşlere yer verildi: “Kürt sorununu, şiddet ve terörizm sorunu olarak adlandırmaktan vazgeçilmelidir. Kürtlerin siyasal alanın aktif özneleri olabilmesinin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Bütün yurttaşların hukuksal eşitliğini ve özgürlüğünü güvence altına alan ve onları eşit haklar ve sorumluluklar ile donatan yeni bir anayasa hazırlanmalıdır. Koruculuk sistemi kaldırılmalı. Bölgedeki yoğun yoksulluğu ve bölgeler arası dengesizliği giderici pozitif ayrımcılığı esas alan kalkınma plan ve projeleri gerçekleştirilmelidir. Barış dilde başlatılmalıdır. Kamusal alanda Kürtçenin serbestçe kullanılabilmesi için yasal ve hukuki düzenlemeler yapılmalı.” Konferansın, aynı zamanda bir “barış meclisi” işlevi de gördüğü savunularak, “Amacımız, bu konferansın barışı inşa edecek bir toplumsal örgütlenmeye öncülük etmesidir” denildi.

Neler oluyor bize?! Türk olduğu için övündüğümüz tüm aydınlar(!) bir şekilde Türkiye aleyhdarı oluyorlar. Önce Orhan PAMUK ardından da Yaşar KEMAL. Bu gibi söylemler Cumhuriyet’in ilk yıllarında dile getirilseydi şu anda bu aydınlar(!) ipte sallanıyor olurdu. 5 yıldızlı otellerin lobilerinde bir elinde şampanya barış aramakta nasıl bir nane yeme şeklidir! YAZIKLAR OLSUN…





SEZER KÖŞKÜ BİTİRMİŞ!

17 01 2007

KÖŞKÜ BİTİRMİŞ…

242995.jpg

Başkent Araştırma Şirketi’nin Aralık ayı kamuoyu yoklamasına göre Cumhurbaşkanı Sezer’e güvenmediğini belirtenlerin oranı yüzde 85.6 çıktı. Sezer’e güvenenlerin oranı yüzde 14.4′lere düştü.
ÖZAL DÖNEMİNDE YÜZDE 70’Tİ
1989’da TBMM tarafından Cumhurbaşkanı seçilen Turgut Özal, kısa süren görevinde, halkın hissiyatlarına verdiği önem ve demokratik tavırları sonucunda Çankaya’ya duyulan güveni yüzde 70’lerin üzerine çıkarmıştı. Özal’ın 1993’de vefatı sonucunda Süleyman Demirel, 9. Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya çıktı. Demirel döneminde yapılan kamuoyu yoklamalarında Cumhurbaşkanlığı kurumuna duyulan güven yüzde 59’larda iken, Demirel’in 28 Şubat sürecindeki tavırlarının ardından da yüzde 24’lere kadar geriledi.
HALKTAN KOPUK TAVIRLAR GÜVENİ BİTİRDİ
Demirel’in ardından Köşk’e çıkan Ahmet Necdet Sezer, halktan kopuk tavırları ve millet iradesi ile seçilen TBMM ve hükümete karşı takındığı muhalif tutumu ile Cumhurbaşkanlığı kurumuna duyulan güveni günümüzde neredeyse bitme noktasına getirdi. Başkent Araştırma Şirketi’nin 28 ilde 3217 kişi ile yüz yüze görüşülerek yaptığı araştırma sonuçlarına göre Cumhurbaşkanlığı makamına güvenenlerin oranı yüzde 15.6 olarak çıktı. Güvenmediğini belirtenlerin oranı ise yüzde 85.6 olarak gerçekleşti. Aynı ankette Hükümete güven 50.4, TBMM’ye ise 45.1 olarak gerçekleşti. Hükümet ve TBMM’ye güvenin her geçen gün artması dikkatlerden kaçmadı. Anketin değerlendirme bölümünde, hükümet ve TBMM’nin güvenirlik oranının tırmanışta olması, halkın AK Parti politikalarını desteklediği sonucunu çıkarılabileceği belirtildi.
Başkent Araştırma Şirketi’nin Kasım ayında yaptığı “Türkiye Siyaset Gündemi” başlıklı araştırmasında, halkın yüzde 70.8’inin Cumhurbaşkanı Sezer’in tarafsız olmadığına inandığı, yüzde 63.5’lik kesim ise, şu andaki Cumhurbaşkanı’nın halkın iradesini yansıtamadığı görüşünü benimsediği belirlenmişti





NESİN VAKFINDA TACİZ İDDİASI

17 01 2007

Aziz Nesin Vakfı’nda “Taciz ve Tecavüz”İddiası

2acad9ca1e.jpgÇatalca’daki Aziz Nesin Vakfı’nda 14 yaşındaki kız çocuğu Z.K.’ nin 2 gönüllü eğitmen tarafından taciz ve tecavüze uğradığı iddiası üzerine Çatalca Cumhuriyet Savcılığı tarafından konu hakkında soruşturma başlatıldı. Z.K. ile vakıfta kalan kardeşleri 11 yaşındaki E.K. ve G.K.’nın ifadesine başvurulurken, Z.K.’nın tecavüze uğrayıp uğramadığının belirlenmesi için Adli Tıp Kurumu’na sevk edileceği belirtildi. Taciz iddiası ile ilgili 2 eğitmen de soruşturma kapsamında gözaltına alındı.

Edinilen bilgiye göre, iddiayla ilgili soruşturma Aziz Nesin Vakfı’nda gönüllü eğitmenlik yapan ve adı açıklanmayan bir kişinin ihbarı üzerine başlatıldı. İddiaya göre, adı açıklanmayan ihbarcı, vakıftaki öğrencilerden 14 yaşındaki Z.K.’nin 2 eğitmen tarafından taciz edildiğini öğrendi. Bunun üzerine Z.K.’yi taciz ettikleri iddia edilen F.I. ve E.A. ile tartışan eğitmen, Çatalca Cumhuriyet Savcılığı’na giderek ihbarda bulundu. İhbar üzerine Çatalca Cumhuriyet Savcılığı tarafından taciz iddialarıyla ilgili soruşturma başlatıldı. Cumhuriyet Savcısı Cüneyt Gülabi Vurucu, tacize uğradığı iddia edilen 14 yaşındaki Z.K. ile vakıfta kalan kardeşleri 11 yaşındaki E.K. ve G.K.’yı ifadelerine başvurmak üzere bugün adliyeye çağırdı. Alınan ifadelerin ardından savcılık talimatı ile F.I. ile E.A., jandarma ekipleri tarafından gözaltına alındı.

Öte yandan, 3 kardeşin ifadeleri alınmadan önce adliyeye Gürpınar 80. Yıl Lisesi’nde görevli bir psikolog çağrıldı. 3 kız çocuğunun psikolog eşliğinde ifadelerinin alınmasının ardından Z.K.’nın tecavüze uğrayıp uğramadığının belirlenmesi için Adli Tıp Kurumu’na sevk edileceği belirtildi. 4 yıldır kardeşleriyle birlikte Aziz Nesin Vakfı’nda kalan Z.K.’nın anne ve babasının 7 yıl önce boşandığı, çocuklara bakamayan annenin de çocuklarını vakfa verdiği ifade edildi. Annenin de olayı öğrenmesinin ardından anne Gülhan K. çocuklarını vakıftan aldı. Vakıftan iddialarla ilgili bir açıklama yapılmazken, İstanbul dışında olan Ali Nesin’in İstanbul’a döneceği ve konuyla ilgili bir açıklama yapacağı belirtildi.

Tacize uğradığı iddia edilen Z.K.’nin avukatı Hanefi Atlaş ise, “Z.K., verdiği ifadesinde vakıfta kalıp eğitmenlik yapan 2 kişinin tecavüzüne uğradığını söyledi. Tecavüz ve taciz olayları, Z.K.’nin ifadesine göre 4 yıldır yaşanıyormuş. Bu toplumsal bir yaradır. Yetkililerin bir an önce harekete geçerek bu konuya el atmasını bekliyoruz. Bizim şikayetimiz üzerine savcılık soruşturma başlattı. Vakıfta başka çocukların taciz edilip edilmediği soruşturma çerçevesinde ortaya çıkacak” dedi.

(HD-AS-OK-Y) (İhlas Haber Ajansı)





SAHTE LAİK(Çİ)LER!

9 01 2007

dua2.jpg

Öncelikle hepinize merhaba diyorum. Son zamanlarda internette bir hayli “sanal Atatürk’çü, laikçi” bloglara, forumlara ve sitelere rastlıyorum. Cumhuriyeti bir İslam karşıtı reform gibi göstermeye çalışanların sayısı o kadar çoğaldı ki bu sanal alemde insan saşırıyor bu durum karşısında. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün söylemlerine hayasızca “ek” yapılarak insanlara doğrular gibi gösterilmeye çalışılıyor! Bazı forumlarda insanlar dindar oldukları için, müslümanım dedikleri için forumdan uzaklaştırılıyor ve isminin olduğu bölüme “vatan hayini, sahte Atatürk’çü, şerefsiz” gibi yazılar yazılıyor yöneticiler tarafından! Şu komikliğe bakar mısınız, bu forumlar siteler(kemalist.net vb..) kendilerinin Cumhuriyet’çi olduğunu Laik olduğunu söylüyorlar birde! Ben bunların laik değil ancak herşeye LAYIK olduğunu düşünüyorum, yada LAİKÇİ olduklarını…

Bu vatanı, toprakları bize emanet edenler inançsız oldukları için mi kazandılar o destansı savaşları soruyorum size ? İnancı olmayan bir insan o fakirlik içerisinde hangi güçle 7 düvele karşı gelebilmiştir? Atatürk inançsız olduğu için mi dünyanın en büyük liderleri arasında en baş sıraya gelebilmiştir?

Atatürk’ün şan ve şerefle dolu yaşamını karalamak için yıllardır çaba sarfedenler, onun bu dindar ve milliyetçi karakterini her zaman gözardı etmişlerdir. Bu gruplardan birincisi, bunu bilinçli olarak yapan, dini kendi çıkarları doğrultusunda sömüren bazı çevreler, ikincisi de din ve İslam’a karşı komünist düşünceyi yerleştirmeyi kendilerine hedef edinmiş kişilerdir.

“Efendiler, Allah birdir, büyüktür. Kur’an bir Kitab-ı Ekmel’dir. Cenab-ı Peygamber Hatemül Enbiya’dır.” (Mustafa Kemal ATATÜRK- Büyük Nutuk, s. 1241)

“Ey millet! Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah’ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamber Efendimiz hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri tebliğe memur ve resul olmuştur. Koyduğu esas kanunlar cümlemizce malumdur ki, Kur’an-ı Azimüşşandaki ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cilt 2, s. 93-94)

“Bizim dinimiz en makul, en tabii dindir ve ancak bundan dolayı son din olmuştur.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cilt 6, s. 192-195, 2/2/1923, İzmir’de Türkiye’nin geleceği konusunda halkla konuşma)

Peki… Madem Cumhuriyetcilik ve kurucusu Atatürk dindarlığa, İslamiyet’e karşı, o halde neden bu sözleri söylemiştir. Atatürk fırsat adamıdır da o yüzden mi?

Çok uzatmak istemiyorum “Kemalistler.net” forumu ve “atatürkçüdüşünce” isimli blog sizleri buradan deşifre ediyorum herkesin sizlerin neler peşinde olduğunuzu görmesini istiyorum.

SON OLARAK YAZIKLAR OLSUN VATANINI BÖLMEK İSTEYEN “LAİKÇİ”LERE…





Laik(çi)lerin Kendi Kalemi!…

9 01 2007

 

Cumhuriyetçi olduğunu söyleyen bir siteden alıntılar.

Sayın ateist -kemal- arkadaşımız ne kadar verimli olduklarını sormuş bir bakalım hep birlikte haydi…

inci11.JPG

Bir konu açılmış forumda : Yabancı kaynaklı bir anket yapılmış Dünya çapında, “Darwinizm ve evrime” en az inanan ülke Türkiye çıkmış. Yani insanın maymundan geldiğine ülke olarak inanmamışız.. Forumda bu anketle ilgili tartışma yapılıyor. Aşağıdaki alıntılar bu konu ile ilgili.

1.JPG

Şimdi bir başka yorum aynı konu ile alakalı. Aşağıda…

2.JPG

Evett.. Buda sitenin yöneticisinden bir uyarı ) Açıkca yaratılışı inkar edin kardeşim yada gelmeyin buraya diyor… (Aşağıda)

3.JPG

Şimdi bir karşı fikiri göreceğiz. Bize göre söyledikleri çok normal ama bu Atatürk’çü bozuntularına, laikçilere göre terbiyesizlik, bilim dışılık, ve siteden atılma sebebi ) (Aşağıda)

4.JPG

Sizcede bize çok faydalı oldu değilmi dostlar ) Kimmi bu site ? Kemalistler.net tabiki kim olacak… Girip baktığınızda daha komik şeyler bulabileceğinize emin olun… Yazıklar olsun inancı bile olmayanlar kuratacakmış, ileriye götürecekmiş ülkemizi. Vah ki ne vah!

dar1.JPG

darwin’in “evrim hikayesi” nin nedeni :D